Ads Top

2026'nın Feminist Tokadı: Rezervuar Fahişeleri Üzerine.

       Öncelikle herkese selamlar, bugün kitaplığıma son eklenen Rezervuar Fahişeleri isimli eseri dilim döndüğünce incelemeye çalışacağım. 1985 Yılında dünyaya gelen Meksikalı yazar ve aktivist Dahlia De La Cerda'nın yazdığı eser uzunluğu 5-10 sayfa arasında değişen 13 öyküden oluşuyor. Daha doğrusu eserin arka kapak yazısında bunlar öykü olarak geçse de ben öykü değil mozaik roman  olarak düşünüyorum eseri  çünkü bölümler arasında yer yer karakter ve olay anlamında bağlar mevcut ayrıca parçalar bir ahenk oluşturuyor farklı bölümleri okudukça. Eseri tür olarak kategorize etmek gerekirse edebiyat dünyasında son zamanlarda popülerleşen Feminist- Yeraltı edebiyatı diyebiliriz.  Ben de son zamanlarda bu türe dalmiş biri olarak şu an aynı türün bir başka kült eseri olan ve sinemaya da uyarlanmış Betty Blue adlı eseri okumaktayım, belki bitince onun da incelemesi gelecektir. Daha önce bu türde Irvıne Welsh'ın Siyam İkizlerinin Seks Yaşamı ismini okumuştum. O, bu esere göre daha eğlenceliydi. Rezervuar Fahişeleri'nin herkese göre bir eser olmadığını belirterek başlamak istiyorum. Uzun zamandır Yeraltı'nın sert eserlerini hazmetmiş biri olarak benim dahi rahatsız olduğum noktalar mevcuttu. Aslında bu rahatsızlığı bu kitabı okuyan belirli bir bilince sahip çoğu erkek okuyucunun hissedeceğini düşünüyorum çünkü yer yer sizi kendi hemcinsinizden utandırıyor eser. Eser pek tabii fahişe olma olgusunu övmüyor, bir kadını fahişe olmaya iten şartları tüm çıplaklığıyla veriyor ve onu yeriyor. Aynı zamanda bir feminist aktivist olan yazar Dahlia De La Cerda, yaşadığı coğrafyayı ve oradaki sosyoekonomik tabloyu oldukça güzel gözlemlemiş ve bilincinden çok saf bir biçimde süzmüş. Üslubu oldukça akıcı, doğal olarak bir yeraltı eseri okuduğumuz için sokak dili , küfür ve argo oldukça yoğun.  Daha önce hiç yeraltı eserlere girmemiş bir okur rahatsızlık duyabilir, bu genre için iyi bir başlangıç eseri kesinlikle değil.  Eserde kürtaj, kadın cinayetleri, tecavüz, trans cinayetleri ve Meksika coğrafyası'nın doğal bir trajedisi olan uyuşturucu dünyası ve kartellik gibi evrensel problemleri konu alıyor. Kadınların enternasyonal olarak muzdarip olduğu bu kaygıları bu kadar sade ve net ele aldığı için bence çok başarılı bir kitap. Vermek istediğini okura doğrudan veriyor ve dünya üzerindeki tüm kadınların ayağa kalkıp enternasyonal bir başkaldırı göstermesi için tüm kız kardeşlerini ve LGBTQ+ bireyleri harekete geçiriyor eser. Fazla gerçek ve maalesef fazla bizden temalar o yüzden ülkemizde de geniş bir okur kitlesine ulaşmasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu incelemeyi yapmamın ateşleyicisi tam da bu olgudur. Erkekler olarak yalnızca ülkemizde değil tüm dünya üzerindeki karşı cinslerimiz ve bizden farklı cinsel tercihler olan bireylerle empati kurmamız gerektiğini, bir gün evrensel bir kadın hareketi baş gösterirse bizlerin de ellerimizi taşın altına koymamız gerektiğini tokat gibi çarpıyor eser. Feminist bir edebiyat okumak için kadın olmaya gerek yok, hatta kadınların yaşadığı zorlukları anlamak için bence daha çok erkek okura ulaşması gereken bir eser olmuş. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının bu kadar önem kazandığı ve yalnızca bir kelimeden ibaret olmadığı, her gün kadın cinayetlerine tanık olduğumuz bu günlerde yalnız olmadığımız için değil, birlik olmamız gerektiği için okumalıyız bu eseri. Kitabın ön kapağında Gabriela Wıener olayı bir cümleyle muazzam özetlemiş: ' İçinde bulunduğumuz bu aptallar ve korkaklar çağı için proleter ve radikal bir edebiyat.' Kitap aynı zamanda 2025 Uluslararası Booker Ödülü adayı. Ödüllerin genel olarak politika bazlı verildiği bu günlerde bir feminist başkaldırı olan bu eser umarım hak ettiğini alır. Şiddetle öneriyor, yazımı sonlandırıyorum. Puan:8,5/10

H.B 


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.