Öykünün Rengi Beyaz
Dikiş makinesinin kasnağı bir semazen gibi döndü, bembeyaz kumaş aktı gitti masanın üzerinde. D o sabah, gönlünü verdiği moda dünyası için bir şey başarmaya kararlıydı. Öykü yazan birine aşık olmuştu iki sene evvel, şimdi onun ellerini tutup kendi öyküsünü yazma zamanıydı. Aşk insanın kendine yakışanı giymesiydi biraz da ama düzen tertip içinde jilet gibi değil, doludizgin atlar gibi kuralsızca. Güneş gelecek güzelliklerin haberini verircesine göründü yağmur bulutlarının arasından. Radyodan gelen hafif müziğin sesi karıştı dikiş makinesine. Hikayeciye kendi azim öyküsünü yazdıracaktı bir gün D buna inanıyordu ve pembe elbisesiyle nostaljik fotoğraf karelerinde gülüşü aydınlanan Minik D'ye verdiği sözü tutacaktı. Sütü ocağa koydu, en sevdiği kahve olan Latte'yi yapmaya başladı. Kurbağa Prens (D aşık olduğu adamı böyle çağırırdı) 'in kahve teorisine göre iki insandan biri koyu biri sütlü kahve seviyorsa iyi anlaşmaları kaçınılmazdı. Ki o hep espresso içerdi. Bir de minik köpeği vardı D'nin onun da adı Latte idi. O da D'nin hayalleri kadar beyazdı ve onunla birlikte büyümüştü. Kahvesini sütle buluşturup karıştırdı, çalışma odasına gitti ve dikiş makinesinin başına oturdu. Kafasından bir akarsu gibi akan tasarım fikirlerini gerçeğe dönüştürmek için çalışmaya başladı, hayalinde en büyük destekçisi olan sevgilisine sarıldı. O bir Rapunzeldi sevgilisine göre ve varlık içinde emek harcamadan yaşayıp giden prensesler yerine kendi masalının baş kahramanı olmayı seçmişti. D, minik, narin bir zambak çiçeğiydi, kötü hiçbir duygunun yer almadığı bir dünya istiyordu. Şiddetsiz, savaşın, yalanın olmadığı insanların birbirlerini kırmadığı bir gelecek. Geleceğin rengi siyahtan beyaza ve toz pembeye dönmeliydi. Seyrettiği çizgi filmler nasılsa dünya da öyle olmalıydı. Minik ama büyük bir kız çocuğuydu D, 20 yaşında bir kız çocuğu. Bunları düşünürken Latte'nin havlama sesiyle yerinden fırladı, onu kucağına aldı, sarılıp öptü. Gündüz güneşi odasının penceresinden süzüldü. D, moda tasarım bölümü öğrencisiydi ve bölümünde oldukça fazla rekabet ve hırslı öğrenciler vardı fakat o hiçbir zaman kibirlenmedi. Kendi yeteneğinin peşinden gitti ve kimseyi kırmadan, incitmeden kafasındaki fikirleri gerçeğe dönüştürdü. 1 saat evvel masasına akan o bembeyaz kumaşın dikişi henüz bitmiş, o kumaş kuğu gibi bembeyaz bir elbise oluvermişti. Mankenine o elbiseyi denetti heyecanla. Elbise çok güzel duruyordu, bembeyaz bir bayrak gibi dalgalanıyordu. D, kendisiyle gurur duydu, duymalıydı da. Elbiseyi görmesi için hemen sevgilisine fotoğrafını gönderdi, o da çok beğenmişti. D'nin aklında bir şimşek çaktı birden. Çok yakında kendi markasını kuracak, hayallerine bir adım daha yaklaşacak ve iki ayak üzerinde duran bütün Cumhuriyet kadınlarına örnek olacak, gelecek nesile ilham verecekti. Gün yavaş yavaş kızıl turuncu renk tayflarının ahengiyle batmaktaydı. D, uzun zamandır dikmek istediği elbiseyi bitirmenin gururuyla kahvesini yudumladı odasında, köpeğini okşadı, sevdi. Sevdiği adamla sohbet etti bol bol. Ona kaçmayı değil mücadele. etmeyi öğreten adamla. Ona uzaktan da olsa sarıldı, ellerini tuttu ve 'Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım. Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum. ' Diyen dizeleri yankılandı Turgut Uyar'ın. Dişlerini fırçaladı, yarın okula giyerken giyeceği kıyafetleri hazırladı , gösterdi sevgilisine. Onun aldığı yastığa sarıldı. Sevgilisinden iyi geceler mesajını ve öpücüğünü aldı. Artık uykunun büyülü dünyasına girmeye hazırdı. Rüyasında markasını kurmuş, ekonomik bağımsızlığını eline almış, Türkiye'nin en büyük modacısı olmuş, bembeyaz, kıpkırmızı, tozpembe, vişneçürüğü, furya elbiseleri, etekleri, abiyeleri sahnelerde arz-ı endam ediyordu. Şöhretin pırıltılı dünyasında, hayranlarının uzattığı kartpostalları, broşürleri imzalıyordu D. Omzunda bir el hissetti aniden, kulağında annesinin sesi 'D kızım kalk hadi kahvaltıya gel saat 10 oldu küçüğüm.'Minik D uyanıp salona doğru yol aldı, Süngerbob başlamıştı. Televizyonun başına oturup kahvaltısını yemeye başladı. Duvarda asılı miladi takvim 14 ekim 2012 gününü gösteriyordu. Minik D 7 yaşına girecekti o gün ve gördüğü rüya ona aldığı en güzel hediyeyi vermişti şimdi.
Hayallerinden vazgeçmeyen kız çocuklarına ve biricik sevgilime.
T. 200126

Hiç yorum yok: