Granül Kapitalizm: Kahve sektörüne politik bir bakış
Değerli okuyucular beynimin kıvrımlarında dolanan fikirleri şarampole yuvarlamak için yine buradayım. Amacım kahve sektörü, bağımlılık ve burjuvazi üzerinden kendi çapımda bir politik fikir ortaya atmaktır. Kahve 16. yüzyılda Yemen ve Arap yarımadası üzerinden Osmanlı topraklarına gelmiş ve o günden bu yana halkımızın çaydan sonra en çok tükettiği sıcak içeceklerden biri haline gelmiştir. Öyle ki ülkemizde yıllık kişi başı kahve tüketimi 1.5-1.6 kilogram civarına çıkmıştır. Günde 1-2 fincan içilen kahvenin faydalarını pek tabii tıp açıklayacaktır benim ana konum tabi ki kahveyi çok seven biri olarak tüketimini sınırlamak değil kapitalizmin kahve sektörünü nasıl kendi amaçlarınca kullandığına değinmektir.
Kapital ve kahve ilişkisinin bu ülkede ve globalde belirginleşmesinin miladı tabi ki Starbucks firmasıydı. Bundan 3-4 sene evvel ortalama kahve fiyatlarının 2-3 katına kahve satan Starbucks benim gibi düşünenler tarafından zaten kapitalizmin çarklarından biri olarak görülüyor ve tüketilmiyordu. Fakat zamanla nasıl oldu da hayatımızın bir noktasına gelip oturdu kendi fikrimce açıklıyorum. Öncelikle bunda psikoloji biliminin daha doğrusu orta- üst tabakanın ve burjuva kitlesinin psikoloji bilimini yanlış anlamasının da payı büyük. Peki nasıl.? Marx'ın tezine göre tarih sınıf savaşımları tarihiydi buna daha evvel değinmiştim. Burjuva sınıfı, yaşam tarzı konusunda kendini her zaman kafasında işçi sınıfından farklı bir yere konumlandırdı ki bu zannımca yanlışlanabilir bir düşüncedir. Günlük hayatta burjuva yoksulluğu, eşitsizliği, eğitimin kalitesizliğini, gıda terörünü ve bu gibi durumları fazla dert etmez etse de işçi sınıfı kadar hassasiyetle yaklaşmaz. Para, sürekli mutlu bir hayat yaşama düşüncesi ve sosyal medyadaki şatafatlı algıdır. Bu olgular sonunda depresyon getirecektir çünkü Maslow ihtiyaç piramidinde üstlere çıksa bile bu olgulara göre yaşamını idame ettiren bir beyaz yakalı kendini geliştirme idealine ulaşamayacaktır olsa gerçek tatmin entelektüel birikim ve sınıf bilincinden gelir, aile kurmaktan gelir. Bunun sonucunda beyaz yakalı en büyük destekçisi psikolog/ psikiyatri terapisine gider, ve modern dünyanın en büyük duygusal mastürbasyonu başlar. Anksiyete , depresyon, bipolar, şizofreni, bağımlılık gibi asla hafife alınmaması gereken ve insan hayatını tehdit eden durumlar günlük yaşamda burjuva sınıfının kimlik karmaşasında bir ayrıcalığa, bir çıkış yoluna dönüşür. Tabi ki yanlış bir yola. Kendini gerçekleştirme yolunda artık psikolojik rahatsızlıklar bir bahane, bir bariyer etkisi görür olmuştur. Zira proletarya sınıfının yüzyıllardır yaptığı emek gerektiren işleri yapmaktansa Anksiyetem var bahanesine sığınmayı tercih eder burjuva veya bunu bir dahi özelliği gibi görür, gösterir ve bu yüzden de el emeğinden, manifakturden, zanaattan kendini soyutlar. O çok zekidir ve yalnızca oturup fikir üretmelidir. İşte bu evreden sonra bu sefer yeni bir mastürbasyon başlar. Dopamin mastürbasyonu. Hayatının merkezini boş bırakan beyaz yakalı, onu bulmak için çaba harcamaktansa sahte bir dopamin kaynağıyla yamamayı tercih eder.Bu bazen alkol, bazen uyuşturucu maddeler, bazen porno olur fakat bunlara ulaşım pahalı ve zahmetli olduğundan aralarından en ulaşılabilir ve en ucuz metayı seçer:Kahve. Kahve artık yalnızca bir içecek değil, dünyayı sırtlayıp yorulduğunu düşünen burjuva sınıfının ayılma aracıdır. Artık her sabaha, sosyal medya paylaşımlarına, bazen bir toplu taşıma aracında bazen bir kitabın yanına kahve sıkıştırılacak, ben kahve bağımlısıyım denilecek, sanki övünülecek bir olguymuş gibi kahve bir farklılaşma amacı gibi sunulacak ve bu yolla kapitalizme doyasıya hizmet edilecektir. Talep artacak, arz sabit kalacak kafeler hızla çoğalacak, değişik isimlerle, konsept ve ürünlerle yeni kafeler kurulacak ve bunlar zamanla burjuvanın oyun parkına dönüşecek, beyaz yakalıların çalışma alanı haline gelecektir. Bu talep, üretim artışını getirecek ve zaten zor olan kahve üretiminde patronlar daha da işçinin üzerine yüklenecek, sermaye servetine servet katarken, proletaryanın artı değeri sömürülecektir. Yerel ekonomik düzlem ve enflasyon artışıyla Starbucks fiyatları, rakip firmalarla arasındaki çizgiyi saydamlaştıracak. Ücret açısından bir fark kalmadığı ve fiyat algısı kaybolduğu için artık her kafe bir kar aracına dönüşecek ve kapitalizmin durdurulamaz yükselişine zemin hazırlayacak. Hızla hazırlanıp, yandığından aynı zamanda sağlığı da tehdit eden bu kahveler, yakın gelecekte bu sağlık sistemi ile kapitali entegre etme görevini üstlenecektir. İşte kahve sektörünün kapital analizi zannımca budur.
Hiç yorum yok: