22 Ağustos 2025 Cuma

Tesadüfi yalnızlıklar

           Beyazını ciğerlerine hapsettiği sarı filtreyi bastırdı cam küllüğe, adliyenin bilgisayarında açık duran UYAP bilgi sistemi göstermelik kaplıyordu monitörü. Aşağıya itilmişti online batak oyunu, aşağıya itilmişti geçen hafta B, 11.katttan. Bu küçük Ege ilçesi alabildiğine sessiz, alabildiğine tozlu ve sarıydı. İç sıkılmaları adliyenin çay ve Nescafe kadar doğal bir parçası olmuştu daha şimdiden. Biliyordu ki her fırtına öncesi sessizlik olurdu zaten. Avukat Hanımdan izin alıp 5-10 dakika adliye bahçesine çıktı hava almaya. Stajını bitirmiş, mesleğe daha henüz başlamıştı. Gençti, genç olmasına rağmen hayat denen kalemtraşta döne döne keskinleşmişti. Bir yandan okul hayatı, gelecek kaygısı ile geçen seneler ve kurmalı birer oyuncak olmaya hak kazanmak için girilen sınavlar bir yandan da toplumsal baskı ve insan ilişkileri onu çok yormuştu. Aile ilişkileri büyük bir deprem gibi çatırdamış ve beynine mıhlanmıştı, her ne kadar haklı haksız terazinin birer köşesinde olsa da aile söz konusu olunca üzülmemek elde değildi bunu kendi de biliyordu. Duygusal ve kırılgan bir genç olarak yetişmiş, içine kapattığı kapılar birden adliyenin terli koridoruna açılmıştı. Bir Nescafe alıp masasına doğru yol aldı, kahve yelkovan ve akrepin en yakın dostuydu adliyede. Zaten adliyede herkes herksin dostuydu ta ki onunla işi bitene kadar. Avukat hanım odasına girdiğinde kafasına takılan ailevi problemlerden kendini kurtarmaya çalışıyordu. -Bir dosya var ilgilenir misin? - Masama koyarsanız çok sevinirim, inceleyeceğim. Bir sigara daha yaktı, kahvenin dumanlı yaveri, hayatın ta kendisi sigara. Bir amaç uğruna yanıp en sonunda bitenlerin aynası. Kafasını dağıtmak için açtığı dosya, kafasını dağıtma isteği uyandırmıştı onda. Müvekkil A.I , eş + şiddetli geçimsizlik kalan ŞİDDET.  kalan GÖZYAŞI, kalan. ELEM. Kadınları ve erkekleri cinsiyet fark etmeksizin sömürüp, geleceklerini ellerinden alan patriyarkal düzen son bulacaktı elbet. Dosyayı incelerken gözünde biriken yaşların toplu intihar ettiklerini fark etti yanaklarından aşağıya. Akrep altıyı vurmuştu o gözyaşlarını silerken. Adliye merdivenlerinden inerken, mesai arkadaşını aradı ve telefonun öbür ucunda yankılandı sesi: ' Kabul ediyorum, düşünmeden, tanımasam da şiddete uğrayan bir kadını savunacağım'. Sigarasını otobüsün gelişine denk getirmeye çalıştı, başaramadı. Gazete manşetleri, 3. sayfalar, cinayet haberleri, kulaklıktan sızan boktan şarkılar, ter, ağız kokusu, kalabalık ve kalabalığa karışmamak için onlarca bahane:otobüs. Sürüden ayrılanı kurt kapıyordu ama belki de ayrılmak zaruriyetti bazen, İşin sonunda herkes kurda yem olacaktı zaten.  Düşünceleri bir kedinin oynadığı yumağa dönerken evine yakın durağa gelmişti, Düğmeye bastı, indi, rüzgarı siper alıp kırmızı tekeli yaktı. Yokuşu tırmanmaya başladı. Apartman görevlisiyle selamlaştı, anahtar delikte döndükten sonra en sevdiği kokuyu koklamak için odasına gitti, küçük bir sahaftı odası ve eline bir kitap aldı, Dantelli kapaklı , 1. Baskı, Sinan yayınları ve ona hayatı öğreten o nefis tiyatro perdesi:Tehlikeli Oyunlar. kitabı aldı, sayfalarını çevirdi, uzun uzun kokladı, en sevdiği bölümü açtı, sayfa 259. 'Fakat allah kahretsin, insan anlatmak istiyor Albayım.böyle budalaca bir özleme kapılıyor bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. 'Mutfağa gitti, Oğuz Atay'a sarılabilseydi keşke, benim gibilere ne güzel tercüman oluyorsunuz diyebilseydi. Avukatlık zor işti, yalnızlık da öyle. Mutfağa gitti, ocağa koyduğu tencereye bir porsiyon makarna koydu, tuz, su. Buzdolabına gitti, ne zamandır içmek istiyordu, içip unutmak, kadehlere pay etmek bu dünyanın yükünü.     Soğuk meyve şarabını çıkarttı. makarnasını pişirdi koydu tabağa, bardağa gerek yoktu tek kişilik evlerde, her içki şişeden içilir, daha hızlı kana karışırdı yalnızken. Televizyonu açtı, haberler başlamıştı. Dayanamadı şiddete, gaspa, tacize, intiharlara. Kapattı. Fiskosun üzerindeki pikaba yaklaştı. Şebnem Ferahın 'Kadın' plağı yavaş yavaş dönmeye başladığında o sözler yankılandı duvarda 'Gelinlik giymeden, ışığı görmeden, bebeğimden önce vazgeçtim dünyadan.' Gecenin sonunu getirdi yarım şişe şarapla. Yarın yine erkenden kalkacak, bu minik Ege ilçesinde hiç de minik olmayan majör olaylarla boğuşacaktı, akşam ise kendi vicdan mahkemesi kurulacaktı. Tekerlekte dönen bir hamsterdan başka bir şey değilim diye düşündü, değiliz. Kalitesiz bir uykudan sonra susuzluğunu giderdi çöl gibi ağzıyla. kahvaltı aslında kahve altı fakat onun için altı falan yoktu yalnızca kahve ve dumanlı sırdaşı. Giyinip yokuş aşağı bıraktı kendini, otobüs durağına doğru, otobüse bindi, adliyeye doğru yola çıktı.Merdivenleri tırmandı, bilgisayarını açtı. Düşüncelere daldı yeniden, aşağıya itilip intihar süsü verilen maktulu. Davadan çekilmişti bir hafta evvel, bir katili savunmak midesinin kaldırabileceği bir iş değildi. Kapı açıldı birden içeriye mesai arkadaşı hanımefendi girdi. 'Şu dünkü boşanma dosyasındaki kadın, sizinle görüşmek istiyor.'  -Tabi, hemen gelebilir. Detayları, vekalet ücretini, savunmayı konuşmak, tanışmak için gelecekti besbelli. Gözleri doldu önce, sonra ayağa kalktı, kollarını açtı. Sarıldı ve her saniye şiddeetlenen ağlaması bir dalga oldu adliye duvarlarını yaladı geçti. Dosyadaki müşteki A.I. aylardır ailevi meseleler dolayısıyla konuşmadığı teyzesi A.I. Çöküp ağlamaya devam etti avukat C. Dargınlık bitmişti artık, bitmeliydi. C ve A.I birlikteydi bundan sonra. Hayatın formülünü bulmak için matematik profesörü olmaya gerek yoktu, ne olursa olsun eşittirin solunda sağda kalan tek şeydi ACI. 



12 Ağustos 2025 Salı

Ülkemiz Ekseninde Mizah Dergiciliği ve Tarihsel Gelişimi - Part 1.

                    Herkese merhaba, bugün uzun süredir kafamda olan büyük bir yazı projesini gerçekleştirmek için buradayım. Öncelikle bu bir bilimsel araştırma veya makale değil ben de bir bilim adamı yetkinliğinde değilim. Yalnızca mütevazı olamayacağım bir konuyu derinlemesine aktarmaya çalışacağım. Bu yazının amacı bir bakıma da ülkemizde yeterli saygıyı, değeri görmeyen ve ölü olduğu söylenen mizahçılığı ve dergiciliği yeniden canlandırmaktır. Ben bir genç olarak yaklaşık 2011-12 yılından beri çeşitli mizah dergilerini okuyorum ve topluyorum. Mizahçıların olduğu kadar ki çok büyük bir Cem Yılmaz hayranıyım , kendisi bana göre yalnızca bir mizahçı değil bir modern zaman düşünürüdür, mizah dergicilerinin de yeterli saygıyı görmelerini düşünüyorum ve hepsini çok seviyorum. Ülkemizde çeşitli konularda, sayfa saylarında, çeşitli tiplerde çok fazla mizah dergisi basıldı unuttuklarım olursa af diliyorum. Ben kilometre taşı olarak gördüklerimi ve bende çok etkisi olanları anlatacağım. İlklerden bahsetmemek olmaz. Basılı anlamda Osmanlı'nın ilk mizah dergisi 'Diyojen' olup, 1870 yılında basılmıştır Teodor Kasap tarafından kurulmuştur ancak aynı sene Filip Efendi ve Ali Raşid sahibi oldukları Terakki gazetesinde ek olarak yayınlandıkları Terakki bu topraklardaki ilk Türkçe mizah dergisi olma özelliğini taşımaktadır. Cumhuriyet öncesi dönemden başlayıp (1922) , 1977 yılına kadar yayın hayatını sürdüren Akbaba da şüphesiz edebiyat ve mizah tarihimiz açısından büyük önem arz etmektedir çünkü kurucuları Beş Hececilerin iki önemli ismi Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhondur. Ayrıca büyük ustalardan Değerli Aziz Nesin ve Sabahattin Ali de Markopaşa adında bir siyasi mizah dergisi çıkarmıştır 1946-50 arası dönemde. Bir ülkenin neye güldüğü çok önemlidir çünkü mizah halktan ve politik konjenktürden beslenir ve bu olayları güldürünün süzgecinden geçirerek halka aktarır. Mizah ne kadar özgürse ortam da o kadar özgürdür. Güldürü aklın kalemtraşıdır. Dimağı yontar, keskinleştirir. Coğrafyanın tarihini de okuruna izleme imkanı sunar. Cumhuriyet sonrası dönemde mizah gelişme göstermiş ve dergicilik çok önemli yapıtlar vermiştir. Bunlardan şüphesiz kilometre taşı Ordinaryus Oğuz ARAL ve GIRGIR dergisidir. Oğuz Abi Gogolun paltosudur, yetkin ürünler veren mizahçıların çoğu oradan çıkmıştır. Kendisi aynı zamanda 1973-89 yılları arasında Gırgır dışında Fırt ve Laklak gibi başka dergiler de çıkartmıştır. Kendisi Avanak Avni isimli kült bir karakter yaratmış, 1990 yılında Gırgır zorla el değiştirince 1996 yılına kadar sürecek olan Avni dergisini çıkartmıştır. Avni Kadıköy'ün orta yerinde heykel olarak yaşamaya devam etmektedir. 1985 yılında Türk mizahının iki büyük ustası Mehmet Çağçağ ve  Tuncay Akgün bir grup çizer arkadaşlarıyla beraber Limon dergisini kurdular bu dergi daha sonra Cem Yılmaz'ı bize kazandıran mizah devi Leman'a dönüşecekti. 21 Kasım 1991 günü yayın hayatına başladı Leman ve bünyesinden bir sürü usta çizer yetişti. Cezmi Ersöz, Nihat Genç, Can Yücel gibi ustalar da burada yazdı. Erdil Yaşaroğlu, Kaan Ertem gibi büyük karikatüristler ilk eserlerini burada verdiler. Leman Kültür adında bir kafesi vardır, altından bir sürü kaliteli, yetkin dergiler türemiştir. Bazılarına daha sonra değineceğim. Cem Yılmaz, Selçuk Erdem, Bahadır Baruter gibi büyük mizahçılara ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde yayın hayatını sürdüren az dergiden biridir.Can Barslan, Bahadır Boysal, Vedat Özdemiroğlu Tuncay Akgün, Metin Fidan ve Met Üst gibi tecrübeli kalemlerin yanısıra Barbaros Altuğ, İpek Özsüslü, Onur Karadurmuş, Erhan Candan gibi benim gençliğim ve çocukluğumda benimle beraber büyümüş abiler ablalar da dergide yazmaktadır. Erhan Candan hocam yalnızca bir mizahçı değil, doğayı ve hayvan severliği de satırlarına işleyen bir hikaye anlatıcısıdır. Naçizane tavsiye edilir. Şimdi beni büyüten dergilere geçiş yapacağım. Erken dergicilik ve Edebiyat işlerimizin bana göre çok yetkin ürünlerine.2002 yılında Penguen dergisi yayın hayatına başladı ve 2017 yılına kadar soluksuz devam etti. Son sayısı koleksiyonumdadır ne zaman elime alsam duygulandırır. Leman dergisinden ayrılan Metin Üstündağ, Bahadır Baruter , kendisi çok da iyi bir ressamdır ve nefis kapaklar çizmiştir birini aşağıya bırakacağım. Aynı zamanda bu dergide çizdiği yakın arkadaşı Fatih Solmaz ile birlikte cinsellikle mizahı buluşturan Lombak isimli köşesi 4 ciltten oluşmak üzere albüm olmuştur. İkincisi kitaplığımda durur ben de önünde düğmemi iliklerim, Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve arkadaşları tarafından kuruldu Penguen. Uykusuz ile beraber 2002-2024 arasının siyasi tarihidir aynı zamanda. Derginin maskotu olan uçan pengueni Sayın Selçuk Erdem çizmiştir. 2015 tarihinde yenilemeye giderek Ahmet Ümit, Ece Temelkuran gibi büyük yazarları da kadrosuna almıştır. Gani Müjde gibi büyük ustalar dergi bünyesinde çalıştı.Bülent Üstün, Cengiz Üstün, Memo Tembelçizer, Alpay Erdem, Umut Sarıkaya ,Emrah Ablak, Kenan Yarar, Kutluhan Perker, Uğur Gürsoy, Yiğit Özgür, Kamuran Süner gibi benim ve daha birçok insanın mizahi bakış açsını değiştiren ustalar bu dergide eserler verdiler. Kamuran Süner aynı zamanda çok izlenen Geniş Aile dizisinin senaryo kadrosundaydı. Bazılarına ileride daha detaylı değineceğim çok yaratıcı ve zeki insanlar her biri. Hepsine buradan selam olsun, unutulmadınız, mizah yaşıyor. Devamı Part ikide. Sevgi, sanat ve mizahla kalın.


                                                              (Penguen dergisinin son sayısı 18 Mayıs 2017)



                                                         (Bahadır Baruter'in nefis çizimiyle Lombak sayı 32, Aralık 2003)
(Erhan Candan'ın nefis çizimleri ve hikaye anlatımı örneği)




11 Ağustos 2025 Pazartesi

Edebiyat'ın Ev Arkadaşı:Bir 11'e 10 Kala Perspektifi

        Pelin Esmer, çoğunluğun Nuri Bilge ve Demirkubuz ustalardan ibaret bildiği yerli bağımsız sinemanın gizli kalmış kalifiye yönetmeni. Uzun zaman sonra bloga onula dönüş yapmamın sebebi nefis bir filmi tanıtmak ve eleştiri süzgecinden geçirmenin dışında yaşadığımız patriarkal düzenin içinde çok zarif varolan bir kadın yönetmene de parantez açmaktı. Tarihi fark etmeksizin izlediğim ya da okuduğum ve benim bir şekilde etkilemiş her eseri ele alacağım bir blog olacak burası. Sanat bana göre çok şey anlatmayarak da çok şey anlatabilmek demektir.Ve Sayın Pelin Esmer bunu çok iyi başarıyor. Yalınlıktan çok temiz bir eser yontuyor izleyicisine:11'e 10 Kala. Öncelikle bu filmin diğer sinema eserlerinden farklarını incelemek istiyorum. İlk olarak çok kalabalık bir oyuncu kadrosu yok ve iç mekan olarak çok fazla mekan söz konusu değil. Bir Anton Çehov hikayesi okumuş gibi oluyoruz izlediğimizde olaydan çok durum hakim, günlük yaşamın kaotik durumunu da sessizliğini de gayet doğal bir şekilde veriyor yönetmen. Aslında film ile belgesel arasında arafta kalmış bir yapıt izliyoruz. Oldukça gerçek, oldukça bizden. Filmin aslında iki başrolünü ve olayın döndüğü temeli Değerli Mithat Esmer usta ve bana göre ülkemizin en iyi 5 oyuncusundan biri olan Nejat İşler paylaşıyor. Kendisi bu filmde Bal filmindekine benzer bir rol ve dış görünüş çiziyor zira her iki filmde de depresif ve yoksul bir kişiliği vardı. 2009 çıkışlı bu film temelde izleyiciye günlük hayatında da bir koleksiyoner olan Mithat Bey'in yaşamından bir bölüm aktarıyor. Burada kurgu ile gerçek iç içe geçiyor ve biz kendimizi bir hikayenin içinde buluyoruz. Bu şekilde hayatın içinden oyunculukları Özcan Alper'in kült eseri Sonbaharda da görmüştük ona ayrı bir yazıda değineceğim. Edebi eserlerle, gazete ve dergilerle, içki şişeleriyle ve bilgi yarışması izlediği televizyonu ile yaşamakta daracık evinde Mithat Bey. Çok isteği yok bu münzevi yaşantısında, sefer tasında akşam yemeği aksamasın, koleksiyonuna dokunulmasın yeter. Bilmeyenler için kendisi aynı zamanda Polis Radyosu kurucusu ve 2015 yılında aramızdan ayrıldı. Stanford Üniversitesi'nde eğitim almış bir aydın Mithat Bey.Film bize bir yandan da bir arayış hikayesi, bir yolculuk sunuyor peki ne o yolculuk?. Reşad Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi eserinin 11. ve son cildi. Kendim de bir kitap ve mizah dergisi koleksiyoneri olduğumdan filmde kendimi bulduğum çok an oldu. Bu arayış metaforik anlamda bir Leyla ile Mecnun hikayesi sunuyor bizlere. Çünkü Mithat Bey tıpkı Mecnun gibi Leylasını arıyor fakat bulduğunda aslında arayış kavramından aldığı tadın farkına varıp cildi satın almıyor. Bu filmle ilgili olarak Bibliyofili kavramına da ayrı bir parantez açmak gerekir. Sözlük anlamı olarak en basit tabiriyle kitap seven anlamına gelmektedir. Burada kitabı yalnızca okumak için satın alma durumu değil kitaba dokunmayı, kitabı koklamayı terapi gibi görme durumu da akla gelmelidir. Günümüzdeki hızlı tüketim ve PDF çağında bu oldukça önemlidir. Matbu eserlere gereken önem verilmelidir. Apartman tipik bir Türkiye portresidir. Tıpkı Kemal Sunal Usta'nın Kapıcılar Kralı ve Yoksul filmleri gibi. Zeminde düzenin yoksulluğa mahkum ettiği ve zekasını kurnazlığa kullanan bir apartman görevlisi bize çok gerçek bir Orta Anadolu genci portresi çizmekte ortada değerlerinden ödün vermeyen bir küçük burjuva olan Mithat Bey ki kendisi bilinenin aksine halka tepeden bakan bir burjuva aydını portresi çizmemektedir. Üst katta Mithat Bey'i evinden etmeye çalışan ve dolaylı yoldan koleksiyonuna müdahale etmeye çalışan apartman yöneticisi yani otorite. İronik olarak Mithat Bey toz alerjisi olan ve astıma çevireceğini bile bile tutkusundan yani koleksiyonundan vazgeçmeyen idealist bir aydındır. Apartman görevlisi yani Nejat İşler Mithat Bey'in gündelik işlerine yardım ederken dokunmaya kıyamadığı koleksiyonunu yavaş yavaş eksiltip bir sahafa satmaya başlar bu aslında onun Kapitalist sistemi öğrenmeye başladığı demektir. Mithat Bey sonlara doğru durumu anlasa da iyi yürekliliğinden feragat etmez ve ses çıkarmaz. Prensiplidir Mithat Bey. Elektrik kesilse de bir şekilde yarışmasını izler. Votkayı vişneyle içer. Vişne bulamazsa vişne hoşafı dener. Daha fazlası için filmi izleyiniz. Şiddetle öneriyor ve sanatla kalın diyorum. Sevgiler.                               

H.B