-Oh, ne güzeldin bebeğim.
Sıcaktan sersemlemiş sivrisineklerin, sıcak esen rüzgarın ittirdiği stor perdelerin, baygın lateks kokusunun içinde A'nın çıplak vücudu üzerine yapışmış halde nefes verdi Mahsur. Babası'nın nüfus müdürlüğüne söylediği bir harf yanlışlığı koca bir sözlük devrimine dönmüş. Doğuştan hüzünlü olan Mahsun'u göğün altında Mahsur bırakmıştı. Mahsur; gettoda doğmuş, leş ve keş kokan sokaklarda büyümüş, topunu eroin şırıngaları ile dolu bodrumlara kaçırmıştı. Çocuk bedeni her zaman yetişkin, yetişkin bedeni de zaman zaman çocuktu. Alkole, sigaraya, ganyana ve bağımlısı olduğu sekse uğradığında çocukluğu tadardı. Nemfomanyak bir babanın nemfomanyak çocuğuydu Mahsur. Yalnız diğer akrabalarının aksine o, bu cendereden çıkmak için okumayı seçmiş, felsefe bölümünü bitirmiş. Bayat bakkal ekmeğini uyuşturucudan arta kalan son beyin hücrelerine bandırıp kafayı yemişti. Okudukça kabuğuna çekilmiş, eğilmiş; eğildikçe kadehe yaklaşmıştı. Öğlen sıcağında A'nın yatağında kırmızı Marlboro'nun ağır dumanı tüterken dolaptan her zamanki soğuk birasını çıkardı, sıcakta daha da iyi çarpardı bunu bildiği için de öğlenden başlardı içmeye Mahsur. Sağ yanağını biraya, sol yanağını şaraba dönerdi. Hayatı unutmak için içer, içtikçe hayyamı hatırlar şair olur yazardı.
Saat öğlen 2 civarıydı, güneş en sıcak nefesini insanlığın üstüne üflemiş, kendisine hayran hayran bakan herkesi ıslatıyordu. Herkes klimalı dükkanına geçmişti mahallede, kliması olmayanlar dışarıda bir gölgelik alan bulup sigara tüttürüyordu. Kuryeler, esnafa sandviç ve buz gibi ayran yetiştirmeye çalışıyordu. Hayat bir durum hikayesiydi bu mahallede ve herkes çok zor durumdaydı bu iğrenç yaz gününde. Berberler sıcağa inat müşterilerinin kulaklarını yakıyor, terziler vantilatöre biat ediyorlardı. Mahsur bir çöplükten öte kaldığı o otel odasına doğru yol aldı. Mini buz dolabında kendisini bu akşamlık bu dünyadan kurtaracak ufak rakısını bakkal Halit Bey'den aldı. Bir paket de sigara aldı nolur nolmaz diye. Otele gidip rehberindeki tüm konsomatris numaralarını taradı, bu gece muhakkak sevişmeli, iki kişiden bir kişi yaratıp tüm matematik kurallarını alt üst etmeliydi. Hemen S'yi aradı. Hat düştü.
- Selam güneşten önce doğan güneşim.
- Yalakalık yapma Mahsur, ne istediğini biliyorum. kaçta buluşalım onu söyle sadece.
- 12 uygun mudur?
- Tamamdır, otelde mi yine ?
- Aynen öyle, korunmayı unutma çok taktığımı biliyorsun.
- Tamam be yavrum ya amma uzattın, biliyoruz ne kadar önemsediğini.
Sigarasını yakıp beklemeye koyuldu Mahsur. Yapacağı seksi hayal edip heyecanlandı, cinsellik onun için artık zevk veren bir aktivite olmaktan çıkmış, sürekli istenen bir dopamin besinine dönüşmüştü. Kapı çaldığında üzerinde siyah jartiyer, krem bir pardesü içinde bordo bir gecelik ve topuklu stilettolarla S belirdi. Dudaklarına yapışan Mahsur alkolün de etkisiyle kontrolü kaybetmişti. Saat gece ikiydi.
Tam 12 saat sonra House keeping otelin kapısını yedek anahtarla açtığında duyduğu koku ve gördüğü manzara karşısında şok olmuş. bir viski şişesi, yarısı yenmiş bir elma ve çeyrek paket jelibonun yanında bileklerinden akan kanlarla yatan Mahsuru görmüştü. Mahsur hem soyulmuş, hem soyunmuştu ve avret uzvuna bırakılmış bir not vardı:
İnsanlığı doğuran olay, bir insanı öldürebilir.
Mutluluğun tek ortak paydası,
doğumdur
ve en acı zıt anlam da
onundur.
Bu tip olaylara alışan mahalle esnafı, Mahsur'un cesetine soğuk kanlılıkla bakmış, az biraz acımış tam bu anlarda A geneleve bir çocuk armağan etmiş, bir insanın daha hayatını mahvetmişti.
H.B
