9 Aralık 2025 Salı

Çalıntı

               Termometre 10 dereceyi gösteriyor, saat altıyı vuruyordu. Köpekler kudurmuştu, çöplükleri talan eden domuzlara kafa tutuyorlar. Geceden kalan sarhoşlar şişeleriyle sokağı kirletmişler ve bazıları yalnızlığı seçerken bazıları da nefesleriyle başka dudakları kirletmiş. Bu kirlenmiş dünyanın içinde sıkışıp kalmış Nazif. Kendini evine hapsetmişti, mağaram dediği bir kitaplık, birkaç parça giysi ve hayatta kalacak kadar sıvı ve besinden oluşan bu mağara haftada bir temizlenirdi. Sağ olsun Ayşen Hanım gelir, Nazifin yemeklerini ısıtır, kitapların, pikabın, plakların tozunu alır, ayağıyla tozu sokağa pay eder evine giderdi. Nazif gündüzleri sevmezdi çünkü dışarı çıkmaktan korkar ve onu sekse davet eden şuh bir kadın gibi parlamasından hoşlanmazdı güneşin. Gece olunca herkes mağarasına çekilirdi nasıl olsa ve Nazif kendini diğerleriyle eşit hissederdi geceleri 6-7 saat de olsa. Nazif, kimi zaman kitaplarına gömülür, kimi zaman içer, kimi zaman tembellik hakkını kullanıp boş boş oturur bazen müziğini açıp yazar bir iki kelime , bazen bir şiir ödünç alır kitaplığından tavanında kendi galaksisini oluştururdu. Kayan yıldızlardan düşünceleri. Çarşamba gününe uyanılmış, işe giden gece yolcuları hariç kimse yoktu sokakta, balkonda sigarasını yaktı Nazif. Saat ona doğru Ayşen Hanım gelirdi. Çayın suyunu koydu, yumurta koydu haşlamaya, ekmek kızarttı, zeytin çıkardı, bu onun için mükellef bir sofra sayılırdı. Yumurtaları soyarken kapı çaldı. Ayşen Hanım kızının doğum günü hediyesi aldığı ortopedik ayakkabılarını içeri aldı çalınmasından korkarak. Bir kuru selam , birlikte edilen iki lokma kahvaltı, çocukları evi sorma faslı ve kapanış. Kahvesini alıp odasına kapanmıştı Nazif. Ellerini kitaplığında gezdirdi, okşadı onları. Tüm karamsar renk tayflarının oluşturduğu 7 renkli gökkuşağını elledi- Oğuz Atay rafını- okşadı bir süre kitaplarını, Nazıma dokundu, Marxa rastladı dokunmakla kalmayıp anlamayı seçmiş o yüzden beyninin büyük çoğunluğunu feda etmişti Nazif. Hastalıklıydı, korkak ve kırılgan bir kırmızı karanfildi belki, gömlek ceplerinden bakardı dünyaya boynu bükük, dışarı çıkmayı denese yapraklarını yere dökerdi, solardı. Hastalıklara da hastaydı Nazif, sürekli araştırıp kendinde bulduğu sonra da bir bok bulamadığı hastalıklara. Doktora gitmeyen biri hasta olup olmadığını, sokağa çıkmayan biri de yaşayıp yaşamadığını bilemezdi aslında, aslında yaşamak da üzerimize en çok yakışan hastalığı giyinmekti. Pek tabii ben şizofrenim diyerek cinayet işleyebilirdi bir insan. yatağına uzanıp, yorganını boynuna çekti. Plakta Teomanın cızırdayan sesi dönüyordu. 'Gökdelenlerden tükürdüm dünyaya, ben hayatım boyunca.' Nazif de tükürmüştü kaç kere balkonundan, yaşayan tüm insanlara. Okuduğu kitaba ara verip katranımsı kahvesini lavaboya koydu, dibini döküp yıkadı. Dolabı açtı atıştırmalık bir meyve belki ya da tatlın herhangi bir şey, bu dünyanın tüm boktanlığını gizlemeye yetecek kadar kakaolu fındık kreması. Ayşen Hanıma uğradı ufak bir kolay gelsin molası. Ayşen hanımın ağır sigarasından bir dal aldı, yaptığı Türk kahvesinden bir yudum. - Nazif Bey aslında benim sizinlen dertleşmek istediğim bir iki konu var 

- Buyrun 

- Biz çok zor durumdayık, oğlan elin Ankarasında okul okuyor, kıza düğün parası lazım. Hani siz belki borç verirsiniz diye şey ettim. Benim bey kahveden çıkmaz, eve geç gelir, hangi otel odalarında sürter bilinmez.Geldimi de beni döver bir fiske.

- Döver mi ?

- He ya dayanamam artık, her tarafım kıpkırmızı kemer yarası, kanar durur. Olsun kocam sonuçta döver de sever de Anadolu biraz da böyledir beyim bilin mi kocaya itaat etmezsen kötekten payını alırsın. Atakerkil mi derler senin gibi okumuşlar 

- Ataerkil

- Heh işte ondan. Atası eri bitti, kil çomağı bize girdi onun beyim. Dayanamam artık gayri tası tarağı toplar giderim bir gün dönülmez ufuklara. 

Her ikimizin de ayağına ağırlık bağlanmış diye düşündü Nazif kimimiz bilmekten çeker kimimiz cehaletten kimimiz farkındalığa lanet eder kimimiz o farkındalığı aklına kazıyan tokatlara. Yollar aynı çıkmaza çıkar işin sonunda. Saat on ikiye yaklaşıyordu, öğlen yemeği için yaptığı tarhanayı kaseye doldurdu Ayşen Hanım.Ekmekleri ufaladı kendi tabağına. Nazife de bir kase uzattı o esnada pikaba Yavuz Çetin taktı Nazif. Onlara usul usul eşlik etsin diye. 

- Artık ben de bitiyorum Ayşen Hanım aslında şu altında kıvrandığım bilinci kesip atacağım bir gün bir anda. 

Belki bugün hatta diye düşündü, belki çorbamla, belki biramla. Dolaptan Unisom adındaki kutuyu çıkardı 20 tabletin yarısını aldı, yarısını da ayırdı kendi gibi düşünen biri olur diye belki. Ufaladı, çorbasına doğradı usul usul tuz eker gibi. Tuz dili uyuturdu, ilaç da sefili belki.Usul usul çorbasını içti. Anadolunun kötü gün dostu olan Tarhana, kötü adamın Anadolulu dostu olmuştu şimdi. Çorba bittiğinde Uykuya daldı Nazif, gündüz uyuyup gece uyanmayacağı bir uykuya ilk defa.Odayı süpürmeye giden Ayşen Hanım döndüğünde şoka uğramış, şokun etkisinde bir süre öyle kalmıştı. Yaşamak istemem artık aranızda diye sesleniyordu uzun saçlı o adam. İlacın kalan yarısına talip oldu Ayşen Hanım. Bir bardak suyla yuttu beklemeye başladı yeniden Nazifin yanına gitmeyi. Bu sokaklar, bu mahalle tehlikeliydi akşamları. Balicisi, fuhuşçusu, kapkaççısı kafayı çeker dolaşır, pezevengi plastik kapaklı limon kolonyasını tutardı pembe panjurlu pavyonun kapısında. O sırada limonlu havucunu votkasına meze etmekteydi Ayşen hanımın kocası olacak adam, o esnada bir konsomatrisin kucağında son nefesini verecekti 70 yaşındaki adam.  O gece fulya apartmanına, ikinci kata yani Nazifin yanına yani içinde maddi hiçbir bok olmayan entelektüel Karun Hazineleri müzesine girmek istedi bir hırsız. Elindeki maymuncukla kapıyı zorlamaya kalktı omuz yardımıyla kırdı kapıyı sonunda. Gördükleri karşısında gözlerini kapatmak istese de gözünün önünden gitmedi o manzara. Evdeki tek değerli eşya olan antika pikabı çantasına attı. Çıkarken kapıyı kapatmadı, belki biri onları görür de haber verir diye belediyeye. Çalmak için ne harika bir enstrümandı bu sokaklar, çalınmak için pikap, plaklar, esrar parası için annesinin cüzdanını çalanlar, pavyonlarda darbuka çalanlar ve bazen de işte böyle hayatlarını çalanlar.  Nazifin uzandığı yerin yanında masadaki kitap ürperdi rüzgarla. Otuz Beş Yaşı Tarancı'nın. Ayşen Hanımın tepesinde son akşam yemeğinin bir kopyası. Anlamlar bakmasını bilenler için dünyanın yedi harikasından biriydi, belki de yedi günahtan biri. 









 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder