23 Ocak 2026 Cuma

Beni Ben Yapanlar 1: Tehlikeli Oyunlar.

        Oğuzcum Atay, Türk edebiyatının  tutunamayanı, anlaşılamayan mühendisi. Benim için bir yazardan daha fazlası olan fikir adamı. Önce kısaca hayatıma girdiği andan beri beni etkilemeye devam etmiş bu pos bıyıklı ustadan bahsetmek isterim. 34'te Kastamonu İneboluda dünyaya gelir Atay, Yıldız Ecevitin Ben Buradayım adlı biyografik eserinde bahsettiği üzere ki kendisi Oğuz Atay hakkında edebiyatımızda yazılan en kapsamlı eserdir ilgilisine kesinlikle önerilir. Oldukça zeki,sessiz, hüzünlü bir çocuktur Atay. Annesi oldukça eğitimli  bir ilkokul öğretmeni ve babası da milletvekilliği yapan bir hukukçudur ve pek tabii bu eğitimli ortamda kendine oldukça kapsamlı bir entelektüel birikim sağlar Atay. Shakespeare okur, Musil, Joyce, Dostoyevski, Henry James, Conrad,Gide gibi postmodern ve varoluşçu yazarları tanır, onları özümser. İleride yazacağı dev romanı Tutunamayanlar'a kaynak olacaktır Joyce'un Ulysses'i. Eserlerinde dini kaynaklardan, tiyatrodan, Hristiyanlık tarihinden, Hamletten, Dostoyevskiden, Oblomovdan izler görülecektir. Bunda kendine kattığı birikimin pek ala etkisi vardır. Önce Ankara Maarif Koleji'ni sonrasında İTÜ inşaat fakültesini bitiren Atay, öğrencilik yıllarında defter bile taşımayıp rahatlıkla sınavlarını geçen ve hocalarının dikkatini çeken oldukça zeki bir öğrencidir. (Kaynak: Ben Buradayım- Yıldız Ecevit.) Ailesinin ideali gerçekleşsin diye okur, inşaat mühendisi olur Atay. Mesleğinde çok da mutlu değildir, aklının bir köşesinde hep edebiyat vardır. Mühendislik, öğrenci yaşantısı ve yakın arkadaşı Ural'ın Rumeli Hisarından intiharı onu çok etkiler. Ural Özyol, hem büyük eser Tutunamayanlar'ın kapağında romanın ithaf edildiği iki kişiden biri olacak, diğerine daha sonra değineceğim, hem de Selim Işık karakterine ilham olacak ayrıca Atay'ın yarım kalan son romanı Eylembilimde Vural karakteri olarak yerini alacaktır. Kendisinin Oğuz Atayla bir ansını şöyle anlatır Ben Buradayım eserinde Yıldız Ecevit: Ural Özyol Oğuz Atay'ın İTÜ'den sınıf arkadaşıdır. yapmakta olduğu müteahhitlik işi kendisini ekonomik darboğaza sokmuş ve bunun sonucunda da Rumeli Hisarından atlayarak intihar etmiştir. Oğuz Atay onun intiharından çok etkilenmiş ve 30.09.1972 tarihinde yeni ortam gazetesinde çıkan bir söyleşinde "Selim Işık birçok tutunamayan'ın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil" demiştir.  Ben Buradayım adlı kitaptan bir başka anekdot: Üniversite yıllarının uçarı yaşantısı içinde Oğuz Atay'ın grupta en çok şakalaştığı kişilerden biridir Ural. bir gün okumakta olduğu morfoloji kitabından öğrendiklerini arkadaşlarına aktarıyordur Oğuz; insanın karakter özelliklerinin fiziksel görünümünden okunabileceğini anlatıyordur. "örneğin sende doğuştan katil tipi var." der Ural'a. Ural'ın yanıtı hazırdır: "sende de doğuştan maktul tipi var." Aşk hayatında da bir tutunamayan portresi çizer Oğuz Atay. Eşi Fikriye Atay hanımefendiden Özge isminde bir kızı olmuştur. Bir evlilik hayatı içerisindedir fakat bir modacı olan eşiyle arasında hep bir entelektüel mesafe hisseder, anlaşılamaz. Nitekim kendisi şimdi anlatacağım roman olan Tehlikeli Oyunlar eserinde şöyle demiştir: 

“Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.”

Atay, Fikriye hanımla evlilik süresince gönlünü bir başka hanımefendiye Ressam Sevin Seydi'ye kaptırır. Kendisi Tutunamayanlar kapağına konu olan iki isimden biridir. Ressamdır, 1961-1967 arası süren evliliğinden sonra boşanan Atay, en büyük iki eseri olan Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar'ı Seydi'nin evinde kaleme alır ve bu iki eserin Sinan yayınlarından çıkan ilk baskılarının kapak tasarımı Sevin Seydi'ye aittir.  Atay beyin tümörü tedavisi için Londra'ya gittiğinde ve kendisinin ölümünde yanında Sevin Seydi ve eşi vardır. (Bknz. Oğuz Atay- Günlük.) 
*Tutunamayanlar'ın 2 cilt halinde ilk baskısı. 
Şimdi artık geliyorum lisede tanıştığım, biri lise biri üniversite olmak üzere 2 kere okuduğum ve en sevdiğim roman olan Tehlikeli Oyunlar'a. Neden Tutunamayanlar değil de Tehlikeli Oyunlar.? Oğuz Atay hayatı boyunca anlaşılamamayı, bireyin toplumla kaçınılmaz olarak yabancılaşmasını, küçük hesapları, yalnızlığı ve küçük burjuva yaşantısını dert edindi kendine ve her iki romanının da hikayelerinin de iskeleti bu düşünceler üzerine kurulmuştur. Fakat gerek geçen zamanda Atay'ın olgunlaşan fikirleri gerek ülkemizin politik dalgalanmaları ve siyasi konjonktür dolayısıyla Tehlikeli Oyunlar'ın Tutunamayanlar'a göre daha oturaklı ve topluma yaklaşan bir roman olduğunu düşünüyorum. Nitekim kitabın Ülkemiz adını taşıyan 4. bölümü nefis bir Türkiye özeti sunar. Romanın baş karakterleri Hikmet Benol ve Albay Hüsamettin Tambaydır. Mekan Hikmet'in yaşadığı gecekondu olup gecekondu yaşantısından ve akraba ilişkilerinden bıkan bir portre ve geleneksel Türk aile yapısına eleştiri ile açılır kitap. Atay'ın ironik ve mizahi dili bu romanda da kendini sıkça gösterir bilhassa  kitabın 255. sayfasındaki Yalnızlığın Oyuncakları adlı 11. bölümündeki şu pasaj bunu kanıtlar niteliktedir: 

“Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, "yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde,"insanlık öldü mü?" ya da "insanlık ölür mü?" biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.

Romanda tıpkı hayatta olduğu gibi gerçek, oyun ve şaka iç içe geçer, Ulysses benzeri tiyatral pasajlar ve Atay'ın yarattığı birleşik söz öbekleri geniş yer tutar. Albay karakteri Hikmet'in yanından ayrılmayan iç sesine dönüşür kitabın ilerleyen sayfalarında, gerçek mi hayal mı olduğu muallak bir karaktere dönüşür. Hikmeti ise Hikmet 1, Hikmet 2, Hikmet 3 gibi farklı karakterlere bölünerek kişilik bölünmeleri geçirir, bu bölümü bir tiyatral pasaj olarak aktarır Atay. Savaş sahneleri ve hristiyan tarihinden dini ögeler bulunur yer yer. Romanda iki baş kadın karakter mevcuttur. Hikmet'in eşi Sevgi ve aşık olduğu ve En Büyük Hazinemiz Aklımızdır isimli 15. bölümde nefis bir mektup  yazdığı Bilge. Aslında bu karakterler kalp ve beyin aransındaki çatışmayı simgeler ve  Atay'ın hayatında önemli yer tutan iki kadın olan Fikriye ve Sevin hanımların alegorik anlatımıdır. Eserde bolca parodi ögeleri ve postmodern anlatı biçimine özgü teknikler yer almaktadır. Yalnızlığı, anlaşılamamayı, küçük burjuva eleştirisi ve geleneklere yönelttiği sorgulamalarla beraber bireyselliğe önem veren Atay, bu ikinci romanında toplumsal eleştirilere de romanında yer vermiştir bu yüzden Tehlikeli Oyunlar yalnızca kapalı bireysel bir roman olarak değerlendirilmemelidir. Kitabın içeriği hakkında gereksiz bilgi vermekten kaçınmak istiyor ve bu yazıyı okuyan siz okurların muhakkak hayatınızın bir döneminde Sayın Oğuz Atay ve eserleriyle tanışmanızı temenni ediyorum efendim. Eserden en sevdiğim pasajla sizleri baş başa bırakırken edebiyatla ve sanatla kalın diyorum Albayım.!

“Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”

― Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar


 

20 Ocak 2026 Salı

Öykünün Rengi Beyaz

         Dikiş makinesinin kasnağı bir semazen gibi döndü,  bembeyaz kumaş aktı gitti masanın üzerinde. D o sabah, gönlünü verdiği moda dünyası için bir şey başarmaya kararlıydı. Öykü yazan birine aşık olmuştu iki sene evvel, şimdi onun ellerini tutup kendi öyküsünü yazma zamanıydı. Aşk insanın kendine yakışanı giymesiydi biraz da ama düzen tertip içinde jilet gibi değil, doludizgin atlar gibi kuralsızca. Güneş gelecek güzelliklerin haberini verircesine göründü yağmur bulutlarının arasından. Radyodan gelen hafif müziğin sesi karıştı dikiş makinesine. Hikayeciye kendi azim öyküsünü yazdıracaktı bir gün  D buna inanıyordu ve pembe elbisesiyle nostaljik fotoğraf karelerinde gülüşü aydınlanan Minik D'ye verdiği sözü tutacaktı.  Sütü ocağa koydu, en sevdiği kahve olan Latte'yi yapmaya başladı.  Kurbağa Prens (D aşık olduğu adamı böyle çağırırdı) 'in kahve teorisine göre iki insandan biri koyu biri sütlü kahve seviyorsa iyi anlaşmaları kaçınılmazdı. Ki o hep espresso içerdi. Bir de minik köpeği vardı D'nin onun da adı Latte idi. O da D'nin hayalleri kadar beyazdı ve onunla birlikte büyümüştü.  Kahvesini sütle buluşturup karıştırdı, çalışma odasına gitti ve dikiş makinesinin başına oturdu. Kafasından bir akarsu gibi akan tasarım fikirlerini gerçeğe dönüştürmek için çalışmaya başladı, hayalinde en büyük destekçisi olan sevgilisine sarıldı. O bir Rapunzeldi sevgilisine göre ve varlık içinde emek harcamadan yaşayıp giden prensesler yerine kendi masalının baş kahramanı olmayı seçmişti. D, minik, narin bir zambak çiçeğiydi, kötü hiçbir duygunun yer almadığı bir dünya istiyordu. Şiddetsiz, savaşın, yalanın olmadığı insanların birbirlerini kırmadığı bir gelecek. Geleceğin rengi siyahtan beyaza ve toz pembeye dönmeliydi.  Seyrettiği çizgi filmler nasılsa dünya da öyle olmalıydı. Minik ama büyük bir kız çocuğuydu D, 20 yaşında bir kız çocuğu. Bunları düşünürken Latte'nin havlama sesiyle yerinden fırladı, onu kucağına aldı, sarılıp öptü.  Gündüz güneşi odasının penceresinden süzüldü. D, moda tasarım bölümü öğrencisiydi ve bölümünde oldukça fazla rekabet ve hırslı öğrenciler vardı fakat o hiçbir zaman kibirlenmedi. Kendi yeteneğinin peşinden gitti ve kimseyi kırmadan, incitmeden kafasındaki fikirleri gerçeğe dönüştürdü. 1 saat evvel masasına akan o bembeyaz kumaşın dikişi henüz bitmiş, o kumaş kuğu gibi bembeyaz  bir elbise oluvermişti.  Mankenine o elbiseyi denetti heyecanla. Elbise çok güzel duruyordu, bembeyaz bir bayrak gibi dalgalanıyordu. D, kendisiyle gurur duydu, duymalıydı da. Elbiseyi görmesi için hemen sevgilisine fotoğrafını gönderdi, o da çok beğenmişti.  D'nin aklında bir şimşek çaktı birden. Çok yakında kendi markasını kuracak, hayallerine bir adım daha yaklaşacak ve iki ayak üzerinde duran bütün Cumhuriyet kadınlarına örnek olacak, gelecek nesile ilham verecekti. Gün yavaş yavaş kızıl turuncu renk tayflarının ahengiyle batmaktaydı. D, uzun zamandır dikmek istediği elbiseyi bitirmenin gururuyla kahvesini yudumladı odasında, köpeğini okşadı, sevdi. Sevdiği adamla sohbet etti bol bol. Ona kaçmayı değil mücadele. etmeyi öğreten adamla. Ona uzaktan da olsa sarıldı, ellerini tuttu ve 'Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım. Tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum. ' Diyen dizeleri yankılandı Turgut Uyar'ın. Dişlerini fırçaladı, yarın okula giyerken giyeceği kıyafetleri hazırladı , gösterdi sevgilisine. Onun aldığı yastığa sarıldı. Sevgilisinden iyi geceler mesajını ve öpücüğünü aldı. Artık uykunun büyülü dünyasına girmeye hazırdı. Rüyasında markasını kurmuş, ekonomik bağımsızlığını eline almış, Türkiye'nin en büyük modacısı olmuş, bembeyaz, kıpkırmızı, tozpembe, vişneçürüğü, furya elbiseleri, etekleri, abiyeleri sahnelerde arz-ı endam ediyordu. Şöhretin pırıltılı dünyasında, hayranlarının uzattığı kartpostalları, broşürleri imzalıyordu D. Omzunda bir el hissetti aniden, kulağında annesinin sesi 'D kızım kalk hadi kahvaltıya gel saat 10 oldu küçüğüm.'Minik D uyanıp salona doğru yol aldı, Süngerbob başlamıştı. Televizyonun başına oturup kahvaltısını yemeye başladı. Duvarda asılı miladi takvim 14 ekim 2012 gününü gösteriyordu. Minik D 7 yaşına girecekti o gün ve gördüğü rüya ona aldığı en güzel hediyeyi vermişti şimdi. 

Hayallerinden vazgeçmeyen kız çocuklarına ve biricik sevgilime. 

T. 200126